202001.09
0

Sözleşme Öncesi Sorumluluk/Culpa in Contrahendo

Av. Arman Ahmet Öztan

Türk Borçlar Kanunu’nun ilk maddesine göre “Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur”. Bu durumda akdin kurulmasını sağlayacak, taraflar arasında irade açıklamaları gerekmektedir. Bir sözleşmeyi kurmak amacıyla diğer tarafa yöneltilen, en azından kurulmak istenilen sözleşmenin esaslı noktalarını içeren ve karşı tarafa ulaşmış olması gereken icaba karşı, diğer tarafın (muhatabın) kabulü yönündeki irade açıklamasıyla sözleşme taraflar arasında kurulmuş sayılacaktır. Özel hukuk kurallarına göre “sözleşmeler” düzenlenme şekilleri ve borçlar hukukundaki sözleşme serbestisi ilkesi düşünüldüğünde geniş bir anlam ifade etmektedir. Yani iradeleri sözleşme kurulması yönünde olan kişilerin hukuka aykırı olmadığı müddetçe diledikleri her konuda sözleşme yapma hakkı bulunmaktadır.Sözleşmelerin taraflara yüklediği borçların bu denli farklılık arz etmesi ve sözleşmelerin bu kadar geniş bir düzenleme içerisinde bulunması, sözleşme taraflarının sözleşmenin varlığına veyahut sözleşme kurulmamış olmasına rağmen bir sözleşmenin kurulacağına dair hissettikleri güvenlerinin ve eylemlerinin korunmasını gerektirmektedir.

Bir sözleşme, tarafların sadece anlaşmaya vardıkları zamanı değil, tarafların sözleşmenin konusu, şartları, hakları ve yükümlülüklerini tartıştıkları uzun bir süreçte hatta sözleşmenin sona ermesinden sonrasında dahi hukuki sonuç doğurabilmektedir. “Akit, bir süreçtir. Taraflar, akit kurulmadan önce akdin içeriği, şartları içerdiği hak ve yükümlülükler üzerinde görüşmeler yapar. Bu görüşmelerin başlaması ile taraflar arasında hukuki ilişki kurulur.” Medeni kanunun 2. Maddesinde düzenlenmiş olan “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır” hükmü ile birlikte sözleşme serbestisi ilkesi göz önüne alındığında  sözleşme kurulmasına dair uzun bir süreç içerisinde, farklı aşamalarda, korunmaya değer taraf menfaatlerinin varlığı söz konusu olacaktır.

Bahsettiğimiz bu sözleşmenin kurulmasına dair süreç ve bu süreçte tarafların sorumluluklarına ilişkin Türk ve İsviçre hukukunda kanunen düzenlenmiş  açık bir hüküm bulunmamaktadır. İşte  bu aşamada tarafların ihtiyacı olan koruma “Culpa In Contrahendo Sorumluluğu” ile sağlanmaktadır. Bu sorumluluk, esas itibariyle, karşı tarafta sözleşmenin kurulacağına ilişkin haklı bir beklenti uyandıran ve daha sonra sözleşme görüşmelerini kesen tarafın, bu nedenle karşı taraf nezdinde ortaya çıkan zararları tazmin yükümlülüğünü ifade eder. Sözleşme serbestisinin taraflara sağladığı yarar gibi sözleşme görüşmelerini kesme hakkı da taraflara bir takım sorumluluklar yüklemektedir. Bu özgürlük ve yetkilerin kullanılması her hukuk kuralında olduğu gibi belli sınırlar içerisinde mümkün olmaktadır.

Söz konusu sorumluluğun değerlendirilmesi ve şartlarının oluşup oluşmadığına dair inceleme yapılması sırasında karşılaşılan hukuki ilişkilerde olaya ilişkin farklı unsurların dikkate alınması gerekecektir. Sözleşme kurulmasına dair tarafların birbirine vermiş oldukları güven hissi, bu doğrultuda yapmış oldukları fedakarlık veyahut masraflar gibi  bir çok değişken göz önünde bulundurulmalıdır.

Günümüzde culpa in contrahendo vâkıası, gerek Türk hukukunda, gerek yabancı hukuklarda tanınmakta ve böyle bir vakıadan sorumluluk doğması gerektiği tartışmasız kabul edilmektedir. Ancak culpa in contrahendodan doğan bu sorumluluğun hukuki niteliği üzerinde fikir birliği bulunmamaktadır.   Bir görüşe göre, culpa in contrahendo ile sözleşme öncesi döneme ilişkin bir değerlendirme yapıldığından bu noktada bir tarafın karşı tarafa zarar vermesi ancak haksız fiil hükümlerine tabi olacaktır. Bir diğer görüşe göre ise sözleşmenin, sözleşme öncesi dönemi de kapsadığından culpa in contrahendo sorumluluğun sözleşmeye aykırılık olarak değerlendirilmesi gerektiği söylenmektedir. Culpa in contrahendonun hem akdi hem de akit dışı sorumluluğa ait unsurları olaydan olaya değişen bir ağırlıkla içinde barındırdığını söyleyen bir başka görüş ise culpa in contrahendo sorumluluğun sui-generis bir sorumluluk olduğunu tarafların sözleşme öncesi kendi aralarında kurdukları güven ilişkisinin korunmasına yönelik bir sorumluluk türü olduğunu söylemektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Prof. Dr. Fikret Eren’den yapmış olduğu şu alıntı önem arz etmektedir; “ Taraflar yükümlülüklerine kusurlu olarak aykırı davranıp görüşmelerin başlaması ile aralarında kurulmuş bulunan güven ilişkisini ihlal ettikleri takdirde bundan doğan zarardan sorumludurlar”. Görüldüğü üzere Yargıtay uygulamasında ve doktrinde ağır basan görüşe göre de gerçekten sözleşme öncesi kurulmuş olan güvenin korunması Culpa in Contrahendo sorumluluğun temelini oluşturmaktadır.

Her ne kadar  BK veya MK’da akit görüşmelerini düzenleyen genel bir kuralla karşılaşmasak da kaynağı culpa in contrahendo sorumluluğu olan münferit hükümler yer almaktadır. BK. / OR m. 26/I, m. 39/I, MK. m. 452/II / ZGB m. 411 gibi hükümlerle kanun koyucu sözleşme görüşmeleri safhasını haksız fiil hükümlerine tâbi kılmayarak, özel olarak düzenlemiştir.

Culpa in contrahendo sorumluluğun hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmemiz, bu sorumluluğun oluşabilmesi için aranacak şartlar bakımından önem arz etmektedir. Söz konusu sorumluluğun doğabilmesi için,öncelikle taraflar arasında bir güven ilişkisinin varlığı aranacaktır, bu duyulan mevcut güvenin korunmaya değer olması ve son olarak bu güvenin  ihlal edilmesi gerekmektedir. Sorumluluğa ilişkin bu özel değerlendirmeden sonra tabi ki zarar, kusur ve illiyet bağı değerlendirilmesinin de ayrıca yapılması gerekecektir.

Culpa in Contrahendo sorumluluğunda tazminat yükümlülüğü, kusurlu davranışı ile karşı tarafa zarar veren kimse üzerindedir. Ve söz konusu tazminat taraflar arasındaki planlanan ifa veyahut diğer borçlara ilişkin değil, kusurlu kişinin karşı taraf nezdinde yaratmış olduğu güvene dayalı olarak yapılan masraf ve zararların giderilmesine ilişkindir. Yani sadece uğranılmış zararın tazmini söz konusu olmaktadır. Bu tazminatın değerlendirilmesine ilişkin bir yargıtay kararının da göz önünde bulundurulması yerinde  olacaktır, ”Davalının geçerli sözleşme yapılacağına dair kendisinde güven oluşturulmasından dolayı yaptığı işlemler nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığının araştırılması, varsa zararının saptanmasına karar verilmiştir.” Yargıtay kararlarında hakim olan görüşe göre Culpa İn contrahendo sorumluluğu nedeniyle istenecek tazminatın kapsamı menfi zarar tazmini olarak kabul edilecektir. Menfi zarar tazminiyle geçersiz bir sözleşmenin hiç kurulamamasına ya da sözleşmenin kurulacağı inancıyla yapılan harcamalara ilişkin menfaat karşılanmış olacaktır.

Culpa in contrahendo sorumluluğu ile tarafların sözleşme öncesi birbirlerinde uyandırdıkları güven korunmaktadır. Kusurlu bir davranış ile ortaya çıkan zararın tazminat yoluyla giderilmesi sağlanmaktadır. bu aşamada taraflar arasında gerçekten somut bir anlaşmanın varlığından bahsedilemeyeceğinden, her hukuki ilişkide değerlendirmenin ayrıca yapılması gerekip, sorumluluğa ilişkin şartların oluşup oluşmadığı  ayrıca kontrol edilmelidir. Bu doğrultuda özellikle yargıtayın da bahsetmiş olduğu, “akdin bir süreç olduğu”, “sözleşmenin kurulacağına ilişkin güven”, “görüşmelerin başlaması ile hukuki ilişkinin başlaması” gibi değerlendirmelerin göz önünde bulundurulması gerekir.

Sözleşmeler hukukuna ilişkin soru ve danışma talepleriniz için ofisimizle irtibata geçebilir; yüzlerce farklı hukuki sözleşme taslağına iletişime geçerek ulaşabilirsiniz.