202002.05
0

Türk Rekabet Hukukunda Distribütörlük Sözleşmesi ve Grup Muafiyetleri

Distribütörlük sözleşmesi, “üretici/tedarikçi” ile “distribütör işletme” arasında kurulan bir sözleşme türüdür. Borçlar Kanunu’nda var olan sözleşme serbestisi ilkesi uyarınca; belirli pazarların zaman içinde değişimleri sonucu ortaya çıkmış ve Türk mevzuatında henüz düzenlenmemiş bir sözleşme türü olarak “sui-generis” özellikler taşımaktadır. Niteliği gereği de bir çok farklı ticari sözleşmeler ile benzerlik taşımakta ancak hukuki açıdan farklı bir konuma sahiptir. Mevzuattaki boşluk, içtihatlarla ve doktrinde yapılan tanımlamalarla doldurulmaktadır. Distribütör, sözleşme konusu ürünün mülkiyetini ve tüm risklerini üstlenmektedir. Bu özellikleri dikkate alındığında, distribütörden bir temsilci gibi değil, ekonomik olarak bağımsız bir tacir gibi bahsetmek daha doğru olacaktır. Bu nedenle, distribütörün ekonomik bağımsızlığı, pazar içerisindeki konumu, üretici ile arasındaki ilişki ve uyguladığı fiyat politikalarının tüketiciye olan etkisi göz önüne alındığında üretici/tedarikçi ile arasında kurulacak  sözleşme ilişkisinde, tarafların serbest iradelerinin yanı sıra, tüketicinin de korunmasına yönelik her iki tarafa da doğrudan yasadan kaynaklanan sorumluluk yüklenmektedir. Örneğin, pazarda önemli bir konumda bulunan bir üreticinin, distribütör ile yapmış olduğu sözleşme şartları pazara ve distribütöre müdahale olarak değerlendirebilir.  Bu durumun Rekabet Hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu değerlendirmeye girmeden önce Rekabet Hukuku’nun ekonomik ve sosyal amacı ile Rekabet Hukuku, ticari sözleşmeler ve tüketici arasındaki ilişkinin incelenmesi yerinde olacaktır. Rekabet Kanunları devletin ekonomiye, serbest rekabeti kurma ve koruma amacıyla müdahale aracıdır.  Rekabetin korunması ekonomik ve sosyal açıdan birçok farklı alana temas ederek tüketicinin korunmasına hizmet etmektedir.

Rekabet Kanunları ile özel teşebbüslerin yapacakları sözleşmelere bir takım sınırlandırmalar getirilmektedir. Bu sınırlandırma 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. Maddesi ile gerçekleştirilmektedir. Distribütörlük sözleşmesi, birbirinden bağımsız teşebbüsler arasında kurulan bir sözleşme türü olduğundan öncelikle bu sözleşmenin niteliğini belirlememiz gerekmektedir. Üretim zincirinin aynı seviyesindeki işletmeler arasında yapılan sözleşmeler, rakipler arasında yapılan anlaşmalar yatay anlaşmalar olarak nitelendirilmektedir. Dikey anlaşmalar ise üretim zincirinin farklı  seviyesinde bulunan işletmelerin yapmış olduğu anlaşmalar olarak karşımıza çıkmaktadır. 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi ise, yatay ve dikey anlaşma ayrımı yapmaksızın rekabetin korunmasına yönelik bir düzenlemedir. Distribütörlük sözleşmesinin tarafları, üretim zincirinin farklı seviyelerindeki teşebbüsler olduğundan, bu tür sözleşmelerin, dikey anlaşmalar kapsamında rekabeti sınırlayıp sınırlamadıkları değerlendirilmelidir.

DİSTRİBÜTÖRLÜK SÖZLEŞMESİ HÜKÜMLERİNİN REKABET HUKUKU ÇERÇEVESİNDE İNCELENMESİ

Distribütörlük sözleşmesi ile tarafların arasında kararlaştırmış olduğu hükümlerin tüketiciye ve pazara etki yapabileceği düşünüldüğünde, sözleşmenin içerebileceği bazı karakteristik  hükümlerin incelenmesi gerekmektedir. Aslında bu incelemenin sitemizde yer alan diğer makalelerde farklı ticari sözleşmeler açısından incelendiğini belirtmek isteriz.

Yeniden Satış Fiyatlarının Üretici Tarafından Belirlenmesi

Üreticinin distribütör için azami satış fiyatını belirleyebilir veya distribütöre satış fiyatı tavsiye edebilir olmasının aksine distribütör adına sabit veya asgari satış fiyatı belirlemesi yasaktır. Fakat, üreticilerin, distribütörün yeniden satış fiyatlarına ilişkin bir zorunluluk getirmesi Rekabet Kanunları çerçevesinde tartışılan önemli konulardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.  Rekabet Kurulu,  yeniden satış fiyatının belirlenmesi ve pasif satışların engellenmesini dikey anlaşmalar yoluyla gerçekleştirilen en ağır rekabet ihlallerinden kabul etmiştir. 2002/2 sayılı Tebliğ’in 4/1/a maddesi distribütör üzerine fiyata ilişkin bir baskı yapılması durumunu muafiyet dışı bırakmıştır. İlgili maddeye göre “Alıcının kendi satış fiyatını belirleme serbestisinin engellenmesi. Şu kadar ki; taraflardan herhangi birinin baskısı veya teşvik etmesi sonucu sabit veya asgari satış fiyatına dönüşmemesi koşuluyla, sağlayıcının azami satış fiyatını belirlemesi veya satış fiyatını tavsiye etmesi mümkündür.” Yeniden satış fiyatının belirlenmesi ile ilgili olarak, “verilen fiyatın tavsiye fiyat olduğu”, “uyulmaması durumunda bir yaptırımın zaten söz konusu olmadığı”, “marka değerinin korunması” şeklinde üretici savunmalarıyla karşılaşılmaktadır.

Münhasırlık Verilmesi

Distribütör, üretici ile arasındaki sözleşme ile anlaşma konusu ürünü satın alarak, ürünün pazara girişi, tanıtımı ve satışın arttırılması borçları ile üreticiye karşı sorumluluk  almaktadır ve bu sorumluluğunu yerine getirmek amacıyla kendi emeğini ve yatırımını ortaya koymaktadır. Buna karşılık distribütörün, üreticiden emeğinin ve yatırımının korunması amacıyla “sınırları tanımlı bir bölge ve tüketici grubu için faaliyette bulunma imtiyazı” istemesi, aralarındaki ilişkinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda üreticinin, münhasır bölge içerisinde bir başka distribütör ile anlaşma yapmasının önüne geçilerek ve üreticinin yine aynı bölge içerisine bizzat kendisinin de aynı bölgeye ürün temin etmesi engellenerek distribütöre tam bir koruma sağlanmış olunmaktadır.

Aktif Ve Pasif Satışların Belirlenmesi

Başka bir alıcının münhasır bölgesindeki veya münhasır müşteri grubundaki münferit müşterilere mektup veya ziyaret gibi doğrudan pazarlama yöntemleriyle gerçekleştirilen satışlar “aktif satış” olarak değerlendirilmektedir. Yukarıda belirttiğimiz üzere üretici, distribütörün aktif satışlarını kısıtlayabilmektedir. Başka bir alıcının bölgesindeki veya müşteri grubundaki müşterilerden gelen ve alıcının aktif çabaları neticesi olmayan talepleri karşılamak, “pasif satış” anlamına gelmektedir. Bu tür pasif satışların engellenmesi durumunda muafiyet kapsamından yararlanılamamaktadır.  Grup muafiyet tüzüğü “Anlaşmaları Grup Muafiyeti Kapsamı Dışına Çıkaran Sınırlamalar” başlıklı 4/b/1 maddesi dışında kalan sınırlamalar muafiyet dışında kalmaktadır.

Özet olarak, anlaşma bölgesi dışında müşteri aramama gibi sınırlamalarla distribütörün kendi sözleşme bölgesi dışında faaliyet göstermemesi hususunda anlaşma yapılabilmesine rağmen, rekabet kuralları uygulamalarında pasif satışların engellenmesine izin verilmemektedir.

Rekabet Etmeme Yükümlülüğü

Rekabet etmeme yükümlülüğü, distribütörün, üretici ile aynı sektörde faaliyet gösteren başka bir üreticinin sağladığı ürünün distribütörlüğünü yapmamasına ilişkin bir yükümlülüktür. Bu tür  kısıtlamaların sözleşme yoluyla  kararlaştırılabileceği hem doktrinde kabul edilmekte hem de sözleşme serbestisi çerçevesinde kabul görmektedir. Ancak distribütörün faaliyetini önemli ölçüde kısıtlayacak hükümlerin kararlaştırılması Rekabet Hukuku’na aykırılık teşkil edebilecektir. Bu nedenle Tüzük’ün 5. maddesine göre “Alıcıya getirilen belirsiz süreli veya süresi beş yılı aşan rekabet etmeme yükümlülüğü”, “Anlaşmanın sona ermesinden sonraki döneme ilişkin olarak, alıcıya getirilen, mal ya da hizmet üretmesini, satın almasını, satmasını ya da yeniden satmasını yasaklayan doğrudan ya da dolaylı herhangi bir yükümlülük” gibi yükümlülükler muafiyet kapsamı dışında tutulmaktadır. Fakat belirtmek gerekir ki; alıcıya anlaşmanın sona ermesinden sonra bir yılı aşmamak kaydıyla rekabet etmeme yükümlülüğü ancak yasaklamanın anlaşma konusu mal/hizmetler ile rekabet halindeki mal/hizmetlere ilişkin olması, anlaşma süresince alıcının faaliyetlerini gerçekleştirdiği tesis/arazi ile sınırlı olması ve sağlayıcının alıcıya devrettiği know-how’ı korumak için zorunlu olması koşullarıyla getirilebilir.

Bir başka rekabet etmeme yükümlülüğü de; alıcıya, bir önceki takvim yılındaki alımları doğrultusunda, ilgili pazardaki anlaşma konusu mal/hizmetlerin ya da onları ikame eden mal/hizmetlerin %80’inden fazlasının üretici veya üreticinin belirteceği başka bir teşebbüsten satın alınmasına yönelik olarak doğrudan veya dolaylı biçimde getirilen herhangi bir yükümlülüktür.

Öte yandan; Distribütörlük Sözleşmesi sözleşmeyi muafiyet kapsamı dışına çıkaran bir rekabet etmeme yükümlülüğü içeriyor ve söz konusu hüküm sözleşmenin diğer hükümlerinden ayrılabiliyor ise; işbu hüküm tek başına muafiyetten yararlanamaz ve fakat bu husus sözleşmenin diğer hükümleri için geçerli değildir. Diğer bir değişle, rekabet etmeme yükümlülüğünü içeren sözleşme hükümleri sözleşmenin diğer bölümlerinden ayrılamıyor ise sözleşmenin tamamı grup muafiyetinden yararlanamaz.

GRUP MUAFİYETİNİN UYGULANMASI

Grup muafiyeti tebliğleri, 4054 sayılı Kanun’un 5.maddesinin üçüncü fıkrasına göre Rekabet Kurulu tarafından çıkarılır. Grup muafiyeti tebliğleri, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddenin hangi şartlarla uygulanacağını değil, hangi şartları taşıyan anlaşmalara uygulanmayacağını göstermektedir. 2003/3 ve 2007/2 sayılı Rekabet Kurulu Tebliğleri ile Değişik, Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği ile muafiyetin uygulanacağı üreticinin pazar payına ilişkin bir sınır getirmiştir. Tebliğin 2. maddesine göre,  “Bu Tebliğ ile sağlanan muafiyet, üreticinin dikey anlaşma konusu mal veya hizmetleri sağladığı ilgili pazardaki pazar payının %40’ı aşmaması durumunda uygulanır.” Bu pazar payı eşiği ülkelerin pazar şartları dikkate alınarak farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin Avrupa Birliği Komisyonu Dikey Anlaşmalar Hakkındaki Grup Muafiyeti Tüzünüğü’nün 3. maddesine göre bu eşik %30 olarak getirilmiştir. Getirilen bu eşik, pazarda etkili bir güce sahip olmayan işletme eylemlerinin, rekabeti engelleyici etkiler doğurmayacağı göz önünde bulundurularak getirilmiştir.

Buraya kadar bahsetmiş olduğumuz sözleşme özelliklerine ilişkin muafiyetlerin uygulanıp uygulanamayacağı ile ilgili olarak öncelikle göz önünde bulundurmamız gereken %40’lık pazar payı eşiği, distribütörlük anlaşmalarının Rekabet Hukuku ile ilişkisinin değerlendirilmesinde önemli bir sınır çizmektedir.

Her ne kadar, teşebbüsler arası yapılan sözleşmeler farklı özellikler gösterebiliyor olsa da, distribütörlük sözlemesinin tipik hükümleri ile ilgili olarak bu şekilde genel bir değerlendirme yapılabilmektedir. Distribütörlük Sözleşmesi’nin dikey anlaşma olarak değerlendirilmesi ve bu özelliği dolayısıyla grup muafiyeti hükümlerinin uygulanabilmesi konunun önem arz eden kısmını oluşturmaktadır. 2007 yılında getirilmiş olan %40 pazar payı sınırı ve sözleşme hükmünü grup muafiyeti uygulanmasının dışına çıkarabilecek özelliklerin uygulamada ayrıca değerlendirilmesi daha uygun olacak bu itibariyle distribütörlüğün ticari sözleşmeler içerisindeki konumunu incelemek gerekecektir.


Distribütörlük sözleşmesi ve benzeri nitelikteki bayilik sözleşme,  acente sözleşmesi, franchise sözleşmesi gibi ticari sözleşmeler hakkında bilgi almak için ofisimizi arayarak uzman avukatlarımıza ulaşabilirsiniz.